Türkiye’de ilk kez “Off-Broadway”

26-12-2017
1540 okunma



 Paris’te telefonumu açtığım zaman bir mesaj gördüm. Beni 19 aralık Salı günü Zorlu PSM’de gerçekleşecek olan bir müzikalin galasına davet ediliyordum. Üst üste dört mesaj vardı. telefon ederek cevap verdim “Türkiye’de olmadığımı” bildirdim. “şayet imkanlarımı değerlendirir ayarlayabilirsem o gün sırf oyuna yetişebilmek için uçarım” dedim. Sözümü tuttum, geldim. Yeğenim Almila Özerman ile birlikte oyunu seyretmeye gittik. Türkiye’de ilk kez “Off-Broadway” yöntemini uygulayarak bir müzikali gösterime girdiler. Önce konser formatında seyirciyle buluştular. Benim için bu olayın en cazip tarafı –belki başkalarıyla yüzde yüz paylaşacağım bir detay olmayabilir- ama yine söylüyorum şahsımla ilgili olduğu için beni oraya getiren olay Seyyal Taner’in sahneye çıkmasıydı. Oradan ayrılırken mutlu eden de görmüş ve dinlemiş olduğum bir müzikalin mutluluğuydu. Genç Best Model arkadaşlarıma tuhaf gelen Seyyal Taner’in sahneye çıktığı için programımı değiştirip Paris’ten gelmem oldu. Bu durum onları şaşırttı. Çünkü hiç biri Seyyal Taner’i tanımıyorlardı. Onlara şöyle anlatmaya çalıştım. Türk sanat müziğinin çok önemli bir icrası oldu. O da gazinolardı. Onların da gelmiş geçmiş en büyük sanatçısı Zeki Müren’di. Assolist olarak anılırdı. Ondan evvel de sahneye solist altı denen şarkıcılar çıkardı. O yerde ilk defa batı müziğinden gelip, inanılmaz bir başarı kazanıp bu sistemi değiştiren Ajda Pekkan oldu. Türkiye’nin Süper Star’ı... İşte o devirde bir genç kız çıktı. Hem dans ediyor, hem şarkı söylüyordu... bugünün hayran olunan dünya çapındaki satırların Türkiye temsilcisi olup onlardan yıllarca evvel bu işi yaptı. O da Seyyal Taner idi. Playback denilen olayın kullanılmadığı bir dönemde hem şarkısı hem danslarıyla inanılmaz bir başarı kazandı. Hatırladığım kadarıyla iki sene stüdyoya girip plağını yapamadı, çünkü 330 gün sahnedeydi.

Gerek Fransa’da yaşarken gördüklerim, gerek Amerika’da Broadway’de zaman zaman bir zamanların en ünlü sanatçıların sahne alması büyük olay yaratırdı. İşte Seyyal’in yıllar sonra sahneye çıkacağı ve bir oyunda oynayacak olması beni bu bakımdan çok heyecanlandırdı. O yüzden programımı değiştirip Türkiye’ye geldim. Oyun Anadolu Selçuklu döneminde, sultanın kızıyla vezirin oğlunun dillere destan aşkını anlatan “Tahir ile Zühre”, 15. yüzyıldan beri ozanlar tarafından manilerle dile getirilen bir masaldır. Çocukken kardeş olduklarını sanarak büyüyen, ergenliğe ulaştıklarında akraba olmadıklarını öğrenen ve birbirlerine delicesine âşık olan Tahir ile Zühre’nin birlikteliklerini anlatıyor. Yani Romeo ile Juliet’in Anadolu versiyonu... Zühre’yi oynayan Ayça Varlıer’in Hisseli Harikalar Kumpanyası müzikalinde ilk kez izlemiştim. O zaman beğenmiştim ve bu genç hanımın bizim Show dünyamızda yeri olacak kadar sesleri sağlam basıyor demiştim. Sahnede çok iyiydi. Daha sonra dizilerde de oynayarak Türkiye’de ününü çoğalttı. Bu arada Barbaros Büyükkan, Barbaros Büyükakkan, Can Bora Genç, Renan Bilek, Kenan Dağaşan ve Zafer Erdaş’ı ilk kez izledim. Herkes görevini başarıyla yerine getirdiği için çok dengeli bir sahne gösterisi çıktı. Bu güzel eserin yazarı Şefik Onat, bestecisi Eylem Pelit, yönetmeni Onur Turan, koreografı Nur Sonbalar büyük bir uyum içerisinde çalışmışlar. Böylesine güzel bir eser ortaya çıkmış. Unutmayayım Türk tekstil sanayinin kopyacı yani fasoncu bir devrini yaşarken tasarımlarıyla yıllardır ilgimi çeken Arzu Kaprol’ün kostümleri ayrı bir güzellik vermişti. Programın sonunda Ayça Varlıer’in annesi Duygu Varlıer bu müzikalin prodüktörü olarak çok samimi teşekkürlerini ve bu eseri meydana getirmek için nasıl olağan üstü çalıştıklarını anlattığı zaman içimden şöyle bir cümleler arka arkaya geçti; “ben bu hikayeyi 30-40 yıldır biliyorum, maalesef böylesine güzel işler yapan insanların olağanüstü çalışarak, kendilerinden fedakarlık yaparak çok zor olan böylesine bir çalışmayı gerçekleştirmenin sızılarını yaşadım. Ve bu düşüncelerimi de oyunun sonunda karşılaştık sarılarak kutladım ve cümleler sahibine ulaştı. Bu memlekette güzel bir şeyler yapmanın en önemli paragrafı çok fedakar olmak. Bu hanım da bu vasıfları taşıyan bir sanatsever ve anne...

Hepsini kutluyorum. Bu arada sevdiğim gazetecilere Seyyal’in sahneye dönüşünü bir Broadway olayı, Fransa’daki bir tiyatro olayı gibi gündeme getirmelerini istedim. İlk aradığım Cengiz Semercioğlu oldu. Ümit ediyorum ki Rıfat Ababay da çok güzel değerlendirecektir.